Delilik ve sanat

28 Mayıs 2009 Perşembe

Delilik insanın gerçek kimliğini bilmesi, evrensel; kutsal aklın yaratıcı ifadesidir. Delilik, insanın Allah’ a en yakın olduğu halidir. Allah’ ın bizlere kendinden üflediği en güzel özellik ise yaratıcılığımızdır.
Aşırı yüklenilmiş ve farkındalığı fazla zihin, kendini ancak sanat ile boşaltır. Delilik karmaşık ruh halinden gelir.Zekanın fazlası ve sınırlarını zorlamak isteyecek bir cesaretten. Deli, cesurdur. Sonsuz özgürlüğe gidecek adımını atmış, yenilmek ile uzlaşmak arasındaki yerdedir.
Eskiden delilik –tanrının dokunuşu- olarak adlandırılmış ve efsunlu sayılmıştır. Zaman içerisinde her tanımın değiştiği gibi deliliğin de tanımı değişmiştir. Modern bilim deliliğe en üst psikolojik bozukluk olarak bakmaktadır. Oysa delilik Allah’ ın kuluna dokunuşudur. İlahi insanın bir özelliği de deliliğidir.
Mitolojide yaratıcılık, Apollonien ve Diyonisyen olarak 2’ ye ayrılır. Babası tanrı ve annesi ölümlü olan Dionisos, bu ikiliği hayatı boyunca yaşar. Dionisos bilinçdışının, sezgilerin, sarhoşluğun ve esirmenin tanrısıdır. Apollon ise bilgiye dayalı bir sanat tanrısıdır. Sanatçının manik depresifliğinin mitolojide bu ikilik ile ilgili olduğu düşünülür.
Sanatçının ruhsal bozukluğu, sanatsal yaratıcılığını kışkırtır. Ruhsal bozukluğun kökeni ise, kişinin algı dünyasının açık ve ruhunun derin olmasında kaynaklıdır. Algının kapılarını açabilen insan derin ve zekidir. Sevdiğim şair William Blake ‘algın kapıları temizlenseydi, her şey insana olduğu gibi görünürdü’ demiştir. Sanatçı algının kapılarını açan kişidir.
Sanat, bilinçdışı demektir. Matematiksel hiçbir sanat yapıtı yoktur. Yapılış tekniklerinde muhakkak ki bir matematik vardır, matematik bilmeli sanatçı, geometriden anlamalı. Ancak matematiğin ruhla, duygu dünyasıyla ve algılarıyla birleşmesi sonucu ortaya yaratım çıkar. Kısaca sanatın ortaya çıkması ussal değil, içseldir.
Delilik ve yaratıcı zeka arasındaki ilişki göz ardı edilemez. Sanat tarihine baktığımızda, sanatçıların çoğunluğundaki bozuk ruhsal durumlar bunun bir göstergesidir.
Peki sanat nedir? Bence sanat, insanlar nesnel gerçeklik arasındaki estetik ve ruhani ilişkidir. Sanat, insana, yaşama ve topluma sıkı sıkıya bağlı olmasında rağmen bunu ortaya çıkaran sanatçı çoğu zaman öyle değildir. Sanat, evreni ve kendini anlama ve anlatma isteğinden doğar. Eflatun sanatçı kişiyi ‘tanrılar tarafından kutsal bir çılgınlık verilen kişi’ olarak nitelendirir. Yani, delilikte yaratıcılık, öteyi görebilmek vardır. Yaratıcılığın kökeni bilinçdışındadır. Mesela bir çocuk, oynadığı oyunu, gerçek dünyadan ayırır. Oyunun anlamı, onun kendi gerçekliğinde saklıdır. Sanatçı ise tıpkı oyun oynayan bir çocuk gibidir. Kendi yarattığı hayal dünyasının tasvirini sanat ile yapar.
Gerçek kimliğimizi bulmak için çocukluk anılarımızı dinlemeliyiz. Bir çocuk kadar özgür irade sahibi olmalı ve düşünmeden hareket etmeli; saflıkla yaklaşmalıyız dünyaya. Kendi yarattığımız ussal dünyamızı geliştirmeli, kendimizi derinleştirmeli ve acı eşiğimizi arttırmalıyız. Cevabını bilmediğimiz sorular sormalıyız kendimize, korkmamalıyız delilikten.
Cesur bir delidir ancak yaratıcılığıyla dünyaya meydan okuyan.
23 Mayıs

0 yorum yap:

Fotoğrafım
çoğu zaman etrafımdakiler vefat edene kadar aynı şarkıyı dinler, daha çok yüz çizmekten zevk alırım.kafein bağımlısı bir sanat severim. yeni hayallerimi her seferinde farklı şehirler süsler, yolculuk severim. zekice konuşan biri varsa dinlemek yoksa konuşmak tercihim.hissetmemi sağlayan herşeyi denerim.homofobik ama bir o kadar da evrenselim.

Blog Archive

FriendFeed chiclet

FriendFeed'de bana abone ol